"Bir kitap düşünün: 1400 yıldır milyarlarca insan onu okur, ağlar, huzur bulur. Kimi derdine derman, kimi gözyaşına şifa bulur. Bu kitap bu gücü nereden alır?"
Bir kitap düşünün. 1400 yıldır okunuyor. Dünyanın her köşesinde, her dilde, her yaştan insan onu okuyor. Kimi sabahın ilk ışığında, kimi gecenin en karanlığında. Kimi sevinçte, kimi gözyaşında.
Ve bu kitabı okuyan milyarlarca insan, aynı şeyi söylüyor: "Bu kitap benim derdime derman oldu. Bu kitap bana huzur verdi."
Bu kitap, Kur'an. Peki bu gücü nereden alıyor? Kur'an bu soruya kendisi cevap veriyor. İsra Suresi, 82. ayet:
"Biz Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir. Zalimlerin ise sadece ziyanını artırır."
— İsra 82 (Diyanet Meali)
Dikkat edin. Kur'an kendini "şifa" olarak tanıtıyor. Ama bu şifa, herkese aynı şekilde ulaşmıyor. Müminler için şifa ve rahmet; zalimler için ziyan. Yani şifa, okuyanın kalbine bağlı.
Diğer çeviriler:
"Biz Kur'an'dan, iman edenler için bir şifa ve bir rahmet olan şeyi indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'an, sadece hüsranını artırır."
— İsra 82 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Biz Kur'an'dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz. Zalimlerin ise o, sadece ziyanını artırır."
— İsra 82 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki bu şifa neye iyi geliyor? Kur'an, Ra'd Suresi'nde en derin yaraya işaret ediyor:
"Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."
— Ra'd 28 (Diyanet Meali)
"Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." Bu, Kur'an'ın en çok tekrarlanan müjdelerinden biridir. İnsanın en derin yarası, huzursuzluktur. Ve Kur'an, bu yaranın ilacını söylüyor: Allah'ı anmak.
Diğer çeviriler:
"Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle tatmin bulan kişilerdir. Gözünüzü açın: Kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle tatmin bulur."
— Ra'd 28 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Dikkat edin: Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."
— Ra'd 28 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Kur'an bu şifayı bir çağrıyla sunuyor. Yunus Suresi, 57. ayet:
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."
— Yunus 57 (Diyanet Meali)
"Gönüllerdeki dertlere bir şifa." Kur'an, insanın sadece bedenine değil, gönlüne hitap ediyor. Kaygı, korku, yalnızlık, anlamsızlık... Bunların hepsi gönül dertleridir. Ve Kur'an, bu dertlere şifa olduğunu söylüyor.
Diğer çeviriler:
"Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerinizdeki dertlere bir şifa, inananlara bir yol gösterici ve bir rahmet geldi."
— Yunus 57 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, sinelerdeki dertlere bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir."
— Yunus 57 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Fussilet Suresi, 44. ayet aynı gerçeği tekrarlıyor:
"...De ki: O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır..."
— Fussilet 44 (Diyanet Meali)
Peki bu şifanın kaynağı ne? Kur'an, Şuara Suresi'nde bu soruya en kişisel cevabı veriyor. Hz. İbrahim'in dilinden:
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."
— Şuara 80 (Diyanet Meali)
Dikkat edin. Hz. İbrahim, "Hastalandığım zaman" diyor. Hastalık, her insanın ortak kaderidir. Ama şifa, Allah'ın elindedir. Ve bu ayet, şifanın kaynağını gösteriyor: Şifa, teslimiyetin ta kendisidir. Çünkü "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur" diyen bir kalp, derdini yalnızca Allah'a açar. Ve açılan kalp, huzuru bulur.
Şimdi başa dönelim. Şifanın teslimiyeti dedik. Ve gördük ki:
Peki bu şifa neden bu kadar güçlü? Çünkü milyarlarca insanın ortak derdi aynıdır: huzursuzluk. Ve Kur'an, bu derde tek bir ilaç sunar: Allah'ı anmak. İşte bu yüzden, 1400 yıldır milyarlarca insan bu kitabı okur ve huzur bulur. Çünkü bu kitap, huzurun adresini gösterir.
Ve bu şifa neden bu kadar güçlü? Çünkü bu kitabın yazarı, her şeyi tek bir emirle var edendir...
[Sonraki bölüm: BÖLÜM 16 — "Ol"un Teslimiyeti]