"Aynı güneş, aynı yağmur, aynı nimet. Ama bir kalp onu fark eder, diğeri fark etmez. Kur'an, aynı nimetin iki farklı sonucunu anlatır: Yaradan'ı tanıyanın kazancı ve O'suz kalanın kaybı."
Bir deney düşünün. İki insan, aynı şehirde, aynı evde, aynı sofrada yaşıyor. Biri her sabah uyandığında "Bu günü bana kim verdi?" diye düşünüyor. Diğeri ise uyanıyor, ama kimin verdiğini hiç sormuyor. İkisi de aynı güneşi görüyor, aynı havayı soluyor. Peki ikisinin hayatı aynı mı olur?
Kur'an, bu soruya net bir cevap veriyor. Nahl Suresi, 53. ayet:
"Sizdeki her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman yalnız O'na yalvarırsınız."
— Nahl 53 (Diyanet Meali)
"Sizdeki her nimet Allah'tandır." Her. Sadece büyük olanlar değil, küçük olanlar da. Sadece görünenler değil, görünmeyenler de. Her nimet, bir verenin olduğunu söyler. Ve dikkat edin: Sıkıntı anında, insan farkında olmadan O'na yalvarır. Yani insan, en zor anında bile aslında Yaradan'ı bilir.
Diğer çeviriler:
"Sizdeki her nimet Allah'tandır. Sonra size bir zorluk dokunduğu zaman yalnız O'na yalvarırsınız."
— Nahl 53 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Sizdeki her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman yalnız O'na yalvarırsınız."
— Nahl 53 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki bu nimetleri veren başka biri var mı? Kur'an, Fatır Suresi'nde bu soruyu insanlığa soruyor:
"Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden) çevriliyorsunuz?"
— Fatır 3 (Diyanet Meali)
"Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı?" Bu, cevabı içinde saklı bir sorudur. Gökten yağmuru, yerden ekini kim indiriyor? Kimse. O. Ve bu ayet, nimetin kaynağını unutanlara bir hatırlatmadır: Nimeti veren O'dur, çünkü rızkı veren O'dur.
Diğer çeviriler:
"Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da yüzünüz çevriliyor?"
— Fatır 3 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Sizi gökten ve yerden rızıklandıran, Allah'tan başka bir yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da (hakikatten) yüz çeviriyorsunuz?"
— Fatır 3 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki bu nimetlerin toplamı ne kadar? Kur'an, İbrahim Suresi'nde bu soruya imkânsız bir cevap veriyor:
"O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür."
— İbrahim 34 (Diyanet Meali)
"O size istediğiniz her şeyden verdi." Her şeyden. Ve sonra: "Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız." Sayılamayan bir nimet, nasıl karşılanır? İşte burada teslimiyet devreye girer: Sayamadığın nimeti, ancak teslim olarak karşılayabilirsin.
Diğer çeviriler:
"O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, onları sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür."
— İbrahim 34 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız, onu sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür."
— İbrahim 34 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Şimdi asıl soruya gelelim: Bu nimetler, teslim olanla olmayan için aynı mı? Kur'an, Bakara Suresi'nde bu iki yolun resmini çiziyor:
"Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir, orada ebedî kalırlar."
— Bakara 257 (Diyanet Meali)
Aynı nimet, iki farklı yön. İman eden, karanlıktan aydınlığa çıkar. İnkâr eden, aydınlıktan karanlığa. Dikkat edin: İkisi de aynı dünyada yaşıyor, aynı nimetleri görüyor. Ama biri için nimet bir "çıkış", diğeri için bir "iniş" oluyor. Nimetin kendisi değişmiyor; değişen, kalbin yönü.
Diğer çeviriler:
"Allah, iman edenlerin Velî'sidir; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanların velîleri ise tağuttur; onları aydınlıktan karanlıklara götürürler. İşte bunlar ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır."
— Bakara 257 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise azgınlar (tağut)dir; onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkıdır; orada ebedî kalacaklardır."
— Bakara 257 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki teslim olan kul, bu dünyada ne kazanır? Kur'an, Nahl Suresi'nde bu soruya bir müjdeyle cevap veriyor:
"Erkek olsun, kadın olsun, mümin olarak kim salih amel işlerse, ona güzel bir hayat yaşatırız ve mükâfatlarını yaptıklarının en güzeliyle veririz."
— Nahl 97 (Diyanet Meali)
"Ona güzel bir hayat yaşatırız." Dikkat edin: Bu, sadece ahiret için değil, bu dünya için de bir söz. Teslim olan kul, daha bu dünyada güzel bir hayat yaşar. Çünkü güzel hayat, malda mülkte değil; kalbin huzurundadır. Ve kalbin huzuru, Yaradan'ı tanımakla başlar.
Diğer çeviriler:
"Erkek veya kadın, mümin olarak kim hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa, onu tertemiz bir hayatla yaşatırız. Ve onların ücretlerini, yaptıklarının en güzeliyle veririz."
— Nahl 97 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Erkek olsun, kadın olsun, mümin olarak kim salih bir amel işlerse, ona mutlaka güzel bir hayat yaşatırız ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandırırız."
— Nahl 97 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Şimdi diğer yüze bakalım. O'suz kalanların hali ne? Kur'an, Taha Suresi'nde bu hali en çarpıcı şekliyle anlatıyor:
"Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."
— Taha 124 (Diyanet Meali)
"Dar bir geçim." Dikkat edin: Bu, fakirlik demek değil. Çünkü zengin olup da dar geçim içinde yaşayan insanlar vardır. Dar geçim, kalbin darlığıdır. Malı çok, ama gönlü dar. Her şeyi var, ama hiçbir şey ona yetmiyor. İşte O'suz kalanın hali: Her şeye sahipken, hiçbir şeyi yaşayamaz.
Diğer çeviriler:
"Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun için zor ve sıkıntılı bir hayat vardır. Ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."
— Taha 124 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Kim benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."
— Taha 124 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki bu körlük neden? Kur'an, Taha Suresi'nin devamında bu soruyu soranın da cevabını veriyor:
"Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben görüyordum. Allah: 'Böyledir. Sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün de sen unutuluyorsun' der."
— Taha 125-126 (Diyanet Meali)
"Oysa ben görüyordum." İnsan, dünyada gördüğünü sanır. Ama asıl görmek, ayetleri görmektir. Ayetleri unutan, aslında hiç görmemiştir. Ve "Bugün de sen unutuluyorsun" — bu, teslimiyetin en acı yüzüdür: O'nu unutan, unutulur. O'ndan yüz çeviren, yalnız kalır.
Diğer çeviriler:
"Rabbim, beni neden kör haşrettin? Ben gören biriydim. Allah buyurdu: 'Böyle. Sana ayetlerimiz geldi ama sen onları unuttun. Bugün de sen unutuluyorsun.'"
— Taha 125-126 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben görüyordum. Allah buyurdu: 'İşte böyle! Sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün de sen unutuluyorsun.'"
— Taha 125-126 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki bu darlık, bu dünyada nasıl görünür? Kur'an, Enam Suresi'nde O'suz kalanın göğsünü tarif ediyor:
"Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı yapar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik verir."
— Enam 125 (Diyanet Meali)
"Göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı." Bu, insanın bildiği en zor duygulardan biridir: Nefes alamamak. O'suz kalanın kalbi, böyledir. Her şey ona dar gelir. Oysa teslim olanın göğsü açılır; İslam, göğsü açar. Aynı dünya, aynı hava — ama bir göğüs açık, bir göğüs dar.
Diğer çeviriler:
"Allah, doğruya iletmek istediğinin göğsünü İslam'a açar. Saptırmak istediğinin de göğsünü, göğe yükseliyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne pisliği işte böyle bırakır."
— Enam 125 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üzerine pisliği işte böyle verir."
— Enam 125 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Ve Zümer Suresi, bu iki kalbi yan yana koyup soruyor:
"Allah, göğsünü İslam'a açmış, böylece Rabbinden bir nur üzerinde olan kimse, kalbi katılaşmış kimse gibi midir? Yazıklar olsun o kalbi katılaşmışlara! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler."
— Zümer 22 (Diyanet Meali)
"Kalbi katılaşmış kimse gibi midir?" Bu, cevabı belli bir sorudur. Göğsü açılan, nur üzerindedir. Kalbi katılaşan ise sapıklık içinde. Aynı nimet, aynı dünya — ama biri nurda, biri karanlıkta. Fark, nimetin kendisinde değil; kalbin açıklığındadır.
Diğer çeviriler:
"Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı ve Rabbinden bir nur üzerinde bulunan kişi, kalbi katılaşmış biri gibi midir? Yazıklar olsun o kalpleri katılaşmışlara! Onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."
— Zümer 22 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Allah, göğsünü İslam'a açmış, böylece Rabbinden bir nur üzerinde olan kimse, kalbi katılaşmış kimse gibi midir? Yazıklar olsun kalpleri katılaşmışlara! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler."
— Zümer 22 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Peki nimetin kaybı, bir toplumda nasıl görünür? Kur'an, Nahl Suresi'nde bunun için bir şehir örneği veriyor:
"Allah, güven içinde olan, herkesin kendisine gelip yerleştiği bir ülkeyi misal verdi. O ülke halkı Allah'ın nimetlerine nankörlük etti. Allah da onlara yaptıkları yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı."
— Nahl 112 (Diyanet Meali)
"Güven içinde olan, herkesin kendisine gelip yerleştiği bir ülke." Nimetin zirvesi: güven ve bolluk. Ama o ülke halkı nankörlük etti. Ve nimet, kaybedildi: "Açlık ve korku elbisesi." Dikkat edin: Nimeti veren de Allah, kaybettiren de O. Ama kaybettiren, kulun nankörlüğüdür. Nimet, nankörlükle geri alınır.
Diğer çeviriler:
"Allah, güvenli ve huzurlu bir ülkeyi örnek verdi: Oraya her taraftan bol bol rızık geliyordu. Ama o ülke, Allah'ın nimetlerine nankörlük etti. Allah da onlara, yaptıkları yüzünden açlık ve korku elbisesini giydirdi."
— Nahl 112 (Yaşar Nuri Öztürk Meali)
"Allah, güven içinde olan, herkesin kendisine gelip yerleştiği bir ülkeyi misal verdi. O ülke halkı Allah'ın nimetlerine nankörlük etti. Allah da onlara, yaptıkları yüzünden açlık ve korku elbisesini tattırdı."
— Nahl 112 (Mustafa İslamoğlu Meali)
Şimdi başa dönelim. Faydanın teslimiyeti dedik. Ve gördük ki:
Belki de faydanın en büyük sırrı şudur: Nimet, teslim olana fayda, yüz çevirene kayıp olur. Aynı güneş, aynı yağmur, aynı nimet. Ama bir kalp onu fark eder, diğeri fark etmez. Ve fark eden kalp, nimetin sahibine teslim olur; fark etmeyen kalp, nimetin içinde kaybolur.
Yaradan'ı tanıyan kul, her nimetin içinde bir fayda bulur. O'suz kalan ise, elindeki nimetlerin içinde bile bir kayıp yaşar. Çünkü nimet, sahibiyle birlikte anlamlıdır.
Peki bu kitap, hangi yüzü seçeceğini sana bırakır...
[Sonraki bölüm: BÖLÜM 18 — Zikrin Teslimiyeti (Haset ve Düşmanlığın Hali, Zikrin Faydası)]